EMLAK VERGİLERİ 2.TAKSİT SON ÖDEME TARİHİ 30 KASIM PERŞEMBE

ÖDEME SEÇENEKLERİ

WEB SİTEMİZ ÜZERİNDEN E-BELEDİYE SERVİSİ 

POSTA ÇEK NO: 23 32 78

ZİRAAT BANKASI IBAN NO

TR 38 000 1 000 143 135 854 448 5001

KARABURUN

Üzerinde yer aldığı Yarımada' ya adını veren Karaburun' un ilk yerleşim yeri olarak ne zaman seçildiği kesin olarak bilinmemektedir. Yarımada  Kalkolitik Çağdan itibaren insan yaşamına ev sahipliği yaptığına göre yerleşimin de bu doğrultuda olması beklenebilir. Tunç Devrine özel bazı eşyaların ve aletlerin Çakmaktepe mevkiinde (Karaburun Merkezinin yaklaşık 3-4 km.güneyi)  bulunması Karaburun' un da çok eski bir yerleşim birimi olduğunu düşündürmektedir.

Bilinen en eski adı Mimas' tır. Bu ismin nereden geldiğini Mitolojik öykülerde bulabiliyoruz. İyonya döneminde şimdi Karaburun olarak adlandırdığımız yerde Stelar veya Stylarius isimli bir yerleşim yeri mevcuttu. Gene eski haritalarda bu bölge Capo Calaberno olarak zikredilmektedir. Yarımadanın Türk egemenliğine geçmesinden sonraAhurlu veya Ahırlı olarak anılan şehir nihayet Osmanlı döneminde Karaburun adını almıştır.

XVI. yüzyılın ünlü denizcilerinden Piri Reis, Kitab-ı Bahriye’sinde yarım adanın kıyıları hakkında ayrıntılı biçimde bilgi vermektedir.Ve gene XVII. yüzyılın ikinci yarısında Karaburun’u ziyaret eden Evliya Çelebi Karaburun kazasının, İzmir Mollasının arpalığı olduğunu, içinde bir cami, bir hamam ve 7 dükkan bulunduğunu ve ayrıca etrafının zeytinlik ve bağlık olduğunu belirtmektedir.

Karaburun kelimesi Caleberno (okunuşu kaleberno) dan bozularak gelmiş olabilir. Ancak Türkçede Kara sözcüğünün kuzey Ak sözcüğünün de güney anlamlarında kullanıldığı düşünülürse, Karaburun ve Akburun ( Eşendere mevkiinde) isimlerinin çıkış nedeni de anlaşılabilir.

 

Konum

Karaburun Yarımadası, Türkiye' nin Ege Bölgesi batı kıyılarında, Ege Denizi içlerine uzanan, genel olarak Urla Yarımadası olarak isimlendirilen bölgenin kuzey-batısında yer almaktadır. Doğusunda Urla, Güneyinde Çeşme ile komşudur. Batısında yer alan Yunanistan' ın Sakız Adasına (Xios) sadece 15 mil mesafededir. Kuzeyinde Midilli Adası (Lesvos), kuzey doğusunda ise Foça yer almaktadır. Yarımadanın doğu ve kuzey kıyıları, İzmir Körfezi' nin güney kısmını oluşturmaktadır.

Karaburun İlçe Merkezi, Karaburun Yarımadası Kuzey ucunda kurulmuştur. Sahip Adası ve Küçükada olmak üzere 2 adaya sahip bulunmaktadır. Genellikle engebeli bir arazi yapısına sahiptir. Yarımadanın yaklaşık güney-kuzey doğrultusunda uzanan Bozdağ kütlesi en önemli yükseltidir ve en yüksek tepesi 1218 m. yüksekliktedir.

 

TARİH

İzmir Körfezi’nin girişinde, körfezi kontrol eden önemli kilit noktalardan biri olan Karaburun Yarımadası’nda eski çağlardan buyana yerleşim izlerine rastlamak mümkündür. Kaynaklarda yarımadanın eski adı Mimas olarak geçmektedir. Karaburun Yarımadası’ndaki Çakmaktepe mevkiinde yapılan kazılarda Kalkolitik döneme ait ( M.Ö 4000 ) kesici araçlar, taş el baltaları ve ilkel çanak çömleklere rastlanmıştır. Bölgede M.Ö 3000’li yıllardan itibaren Hititler varlık göstermişlerdir. Hititler’in ardından sırası ile bölgeye Yunanlılar, Persler, Romalılar ve Bizanslılar egemen olmuştur. Antik dönemde bölgedeki Erythrai kenti sayesinde oldukça önemli bir kültür ve ticaret merkezi durumuna gelen yarımada, Helenistik ve Roma döneminde önemini kaybetmiştir, Bizans döneminde ise eski canlılığını tekrar kazanmıştır.

 1086-1095 yılları arasında Çaka Bey ile Türklerin yönetimine giren bölge kısa süre sonra tekrar Bizanslıların eline geçmiştir. Beylikler döneminde Aydınoğlu Mehmet Bey’in buraları alması ile yöre Aydınoğulları egemenliğine girmiştir. Yıldırım Beyazıt zamanında Osmanlı hakimiyetine geçen Karaburun  Ankara savaşının ardından (1402 ) tekrar Aydınoğullarının eline geçmiştir. Fetret devrinin ardından 1425-1426  yılında  Çelebi Mehmet bölgeyi ikinci defa Osmanlı topraklarına katmıştır. Fetret döneminde bölgeye  Şeyh Bedreddin felsefesi hakim olmuştur. Bu düşüncenin sürdürücülerinden olan Börklüce Mustafa çalışmalarını Karaburun Yarımadası’nda sürdürmüştür.

 Osmanlı döneminde Karaburun Yarımadası’nın Ege kıyısında İzmir’e bağlı Padişah hasları arasında olduğunu görürüz. Karaburun Osmanlı topraklarına katılışından 1867 yılına kadar İzmir Livasına bağlı bir nahiye olarak kalmıştır. 1868 yılında yeni düzenlemelerle Çeşme kazasının nahiyelerinden biri haline gelmiştir. 1900 yılında ise İzmir’e bağlı bir kaza olarak karşımıza çıkar.

 

Birinci Dünya Savaşının ardından 23 Mayıs 1919 tarihinde Yunan kuvvetleri tarafından işgal edilen bölge 17 Eylül 1922 tarihinde işgalden kurtarılmıştır. Yunanlıların çekilmesi ile birlikte yerli Rumlar da bölgeyi terketmek zorunda kalmışlar ve bunun sonucunda bölgede ekonomik ve toplumsal alanda büyük değişiklikler meydana gelmiştir. Bu tarihten sonra yarımadanın nüfusu oldukça azalmıştır. Günümüzde eski önemini yitirmiş olan bölgede sadece yaz aylarında bir hareketlilik gözlenmektedir.          

 Oldukça engebeli bir coğrafyaya sahip oluşu ve tarım arazilerinin yetersizliği, bölgenin gelişimini tarih boyunca engellemiştir. Bu yüzden bölgede yoğun imar faaliyetlerinden söz etmek mümkün değildir. Bir dönem Aydınoğulları hakimiyetinde olan bölgede bugün bu Beyliğe ait herhangi bir mimari esere rastlanmamaktadır. Bölgenin geçirdiği depremler sonucu Osmanlı döneminden günümüze ayakta kalabilen yapılar ise sadece  cami ve çeşmeler olmuştur. Bu eserlerin bir kısmı harap durumdadır, bir kısmı da az ya da çok değişikliğe uğramıştır

XVI. yüzyılın ünlü denizcilerinden Piri Reis Kitab-ı Bahriye’sinde yarımadanın kıyıları hakkında ayrıntılı biçimde bilgi vermektedir. XVII. yüzyılın ikinci yarısında Karaburun’u ziyaret eden Evliya Çelebi ise Karaburun kazasının, İzmir Mollasının arpalığı olduğunu, içinde bir cami, bir hamam ve 7 dükkan bulunduğunu ve ayrıca etrafının zeytinlik ve bağlık olduğunu belirtmektedir.

Bugüne kadar Karaburun yarımadası ile ilgili yayınlanmış eserler yok denecek kadar azdır. Bölgedeki mimari eserlerin tanıtıldığı tek yayın İzmir Valiliği İl Kültür Müdürlüğü tarafından hazırlanan “İzmir İl Kültür Envanteri Çeşme- Karaburun” adlı kitapçıktır. Bu kitaptaki bilgilere göre bölgede, 16 cami, 1 köprü ve 30 dan fazla çeşme bulunmaktadır. Yörenin şeriye sicilleri temel kaynak olarak alan diğer bir çalışma ise, Barış Güntürkün ve Cahit Telci tarafından “Karaburun” adıyla kitaplaştırılmııştır (1996)

Karaburun' un (eski adıyla Mimas), Yunan Mitolojisinde de sıkça yer aldığını görmekteyiz. Homeros'un ünlü eseri "Oddysea"' da Rüzgarlı Mimas (Windy Mimas) olarak geçen "Mimas Dağı", bugün Bozdağ diye adlandırdığımız dağdır. Bu dağın eskiden Mimas olarak adlandırılması, "mitolojik tanrılarla savaşan gigantların (devler) başında yer alan ve tanrı Zeus'u çok zorlayan Mimas isimli devin, üzerine erimiş demir, çelik ve bakır dökülerek öldürüldüğü ve bir daha uyanmamak üzere söz konusu dağların altına gömüldüğü" hikayesine dayanmaktadır.

Karaburun Yarımadası'nın ne denli rüzgar aldığı ve tarih boyunca bu rüzgarı kullanarak, sayısız değirmenler yapıldığı düşünülürse aradaki ilişki kolayca kurulabilir. Yakın bir gelecekte bu özelliğin, "Rüzgar Enerjisinden" yararlanılarak elektrik üretilecek projelerin hayata geçirilecek olması da bu ilişkinin günümüzdeki devamı niteliğindedir.

Gene Narsisus'un adını alan ve bugün aynı özelliklerle sadece Karaburun Yarımadası'nda yetişen "Nergiz" çiçeği arasında bir bağ kurulmaktadır. Bir su birikintisinde kendi aksini  gördükten sonra kendisine aşık olan Narsisusun (-  narsizm kelimesi buradan türemiştir.) aşkından eriyerek nergiz çiçeğine dönüştüğü anlatılmaktadır.

İliada ve Oddise' nin yaratıcısı ünlü şair Homerus, gene bu topraklarda doğmuş ve yaşamıştır.

Yunan Mitolojisine göre Tanrıların tanrısı Zeus' un kıskanç karısı Hera, çapkın kocası Zeus'un ölümlü kadınlar ve Tanrıçalarla ilişkilerini gözetlemek ve kendisini haberdar etmek üzere,  yüksek tepelere iki gözcü yerleştirdiğinde; bunlardan biri olan İris'i (Thaumantia da denilen İris, tanrıların habercisi olan tanrıçadır) de Mimas'a göndermişti. Bugünki İris Gölü belki de adını buradan almaktadır

 

FLORA & FAUNA

 

Karaburun Yarımadası bitki örtüsü itibariyle tipik bir Akdeniz Bitki özelliği taşır. Ancak Karaburun' da tüm bu bitkiler farklı özellikleri de beraberinde barındırır. Örneğin; zeytinde "Hurma"yı, çiçekte"Nergiz"i, sebzede "Enginar"ı, kendine has özellikleriyle sadece bu yarımadada bulmak mümkündür. Karaburun Yarımadası'nın bitki örtüsünü genellikle makiler oluşturur.Ormanlar bakımından fakirdir. Yaklaşık 27.000 Hektar Kızılçam ormanı mevcuttur. Bölgesel bazı değişiklikler göstermekle birlikte bitki örtüsünü oluşturan bitkiler çoğunlukla deliceler, kocayemiş, sandal, menengiç, kermez meşesi, tesbih, akça ağaç, sakız, laden gibi bitkilerdir.

Karaburun Yarımadası geçmişinde Bağları ve Zeytinlikleri ile tanınan bir yöre iken aradan geçen uzun zaman içinde bağ alanlarının miktarı oldukça azalmıştır. Bunda, yörenin göç veren bir özellikte olması, ekonomik nedenler, önlenemeyen hastalıklar ve en önemlisi yöre nüfusunda meydana gelen değişimler önemli rol oynamışlardır. Elbette bugün de zeytin, Yarımada için çok şey ifade etmektedir. Yaklaşık 2560 Hektar arazide 470.750 zeytin ağacı mevcuttur. Ürün yıllarında yaklaşık 3500 ton ürün alınmaktadır. Zeytinliklerin bir bölümünün ulaşım zorluklarından bir bölümünün ise sahiplenilmemekten ürünleri toplanamamakta, bu da kayıplara neden olmaktadır. Son yıllarda bazı girişimciler arazi kiralamak suretiyle Zeytincilik yapmaya başlamışlardır. Ayrıca Yarımada genelinde "Organik Tarım" bilinci yerleştirilmeye çalışılmakta ve bu konuda çok ciddi hamleler yapılmaktadır.

Bağlar ise bugün 60 Hektarı çekirdeksiz ve 10 Hektarı çekirdekli olmak üzere sadece 70 Hektar arazide yapılmaya devam edilmektedir.

Bugün Karaburun Yarımadası'nın en önemli tarımsal ürünleri kesme çiçekçilik, narenciye ve enginardır. Nergiz ve Sümbül olarak 156.3 dekar araziden 22.000 çiçek elde edilmektedir. Enginar üretimi ise yaklaşık 140 Hektar arazide yapılmakta olup 6.450.000 adet enginar kesilmektedir. Narenciye üretimi Limon, Mandalina ve Portakal olarak yapılmakta 90 Hektar araziden yaklaşık 1060 ton ürün alınmaktadır.

Şifalı otlar açısından oldukça zengin bir yapıya sahiptir. Yarımada'da yetiştiği bilinen ve bugün fitoterapik değeri olan yaklaşık 67 tür şifalı ot vardır. Sütleğen, yarpız, gelincik otu, kantaron otu, kapari, kekik, kenger, sığırotu, ada soğanı, adaçayı bu tür bitkilere örneklerdir. 

Karaburun faunası itibariyle de çok zengindir. Gerek karada ve gerekse denizlerde çok değişik ve ender hayvan cinslerine rastlamak olasıdır. Yaban domuzu, tilki, sansar, su samuru, porsuk, tavşan, sincap, yırtıcı kuşlar (kartal, şahin, doğan...gibi), çok sayıda çeşitli böcek ve kelebekler, tatlı su kaplumbağları ve yengeçleri, bukalemun, kertenkele ile değişik av kanatlıları gibi çok geniş bir doğal yaşam yelpazesi vardır.

Denizleri itibariyle de Yarımada son derece zengin bir yapıya sahiptir. Yurdumuz sularında yaşayan hemen tüm balık ve deniz canlıları türlerini, Karaburun Yarımadası denizlerinde bulma şansı vardır. Bilinçsiz ve yasak avlanmanın yapıldığı dönemlerde bu canlıların sayılarında büyük bir düşüş olmuşsa da alınan önlemler ve uygulanan denetimler sayesinde çeşitlilik ve sayıca artışlar sağlanmıştır.

 Fakat Karaburun Yarımadası için tüm bu kara ve deniz canlıları son derece önemli bir zenginlik teşkil etmekteyse de içlerinde en önemlileri şüphesiz ki tüm dünyada sayıları 500 ve yurdumuzda ise 100 civarında kalmış olan "Akdeniz Foku (Monachus monachus)"ile, gene nesli tükenmeye yüz tutmuş bulunan "Ada Martısı" dır. Yarımada kıyılarında çok sayıda fok mağarası mevcut olup, bunların bazıları foklar tarafından doğum amacıyla da kullanılmaktadır. Tümü, çok önemli ve yoğun bir çalışma ile koruma altına alınarak, nesillerinin devamı konusunda iyileştirici önlemler alınan bu hayvanların varlığı, Yarımada'nın bu açıdan önemini artırmaktadır.

 

SOSYO EKONOMİ

 

Karaburun dağlık olması nedeniyle tarım alanları oldukça sınırlıdır. Eskiden bu sınırlı alanlarda özellikle tütün ekimi ve bağcılık yaygın olarak yapılmaktaydı. Ancak günümüzde, çok sınırlı bir bölgede yapılan bağcılık hariç diğer tarım ürünleri üretilmemektedir. Üretilen ürünlerin tamamına yakını ise organik tarım ürünüdür. Toprağının ve ikliminin özelliğinden dolayı tarım ürünleri (zeytin yağı, enginar, nergis ve mandalin) çok kaliteli, bazıları da (hurma zeytin) Karaburun’a özgü  ürünlerdir. Özellikle zeytin yağı ve hurma zeytin için paketleme tesisleri kurularak bu ürünlerin Karaburun markası olarak sadece yurtiçinde değil, yurtdışında da tanıtılması için girişimler devam etmektedir. Bu çalışmalar çerçevesinde Eğlenhoca Köyü’nde en son teknoloji ile çalışan bir zeytinyağı fabrikası kurulmuştur.

Son zamanda Tarım İlçe Müdürlüğü’nün de Agro-Ekoturizm programı çerçevesinde destekleriyle tarım ürünleri ve bu ürünlerden elde edilen işlenmiş gıda türlerinin sayısı daha da artmaktadır. Örneğin, çeşitli yemekleri yapılan enginardan ve sağlık için çok yararlı olduğu belirtilen aynı zamanda çay olarak da içilen karabaş otundan çok nefis reçeller yapılmaktadır. Bunların pazarlaması için girişimler devam etmektedir.

 İlçemizde yetişen ve kendine KAözgü güzel kokusuyla çok sevilen nergis ve sümbül ise doğrudan İstanbul ve Ankara’ya gönderilmekte ve Karaburun’a önemli bir ekonomik katkı sağlamaktadır. Ancak son yıllarda ortaya çıkan bir hastalık nedeniyle bazı yörelerimizde (örneğin, Mordoğan ve civarı) bu üretim tamamen yok olmuştur. Son dönemde bu çiçekler ilçemiz civarında ve çok dar bir alanda yetiştirilmektedir.

 Karaburun’un mandalini de oldukça kalitelidir. Özellikle Bozköy Uzundere, Yeniliman ve Küçükbahçe yörelerinde yetiştirilen bu ürün, henüz bir paketleme tesisi olmadığından çok ilkel yöntemlerle pazarlanmaktadır. Bu tesis yapıldığı takdirde hem ürünün değeri artacak, hem de yurtdışına ihraç olanağı doğacaktır. Böylece ülkemizin ve yöre halkının ekonomisine önemli katkı sağlayacaktır.

Rumlar zamanında yaygın olan ve yaklaşık 35-40 yıl öncesine kadar devam eden bağcılık, Karaburun’un en önemli gelir kaynaklarından birini oluşturmaktaydı. Eski dönemlerde Karaburun’da yetişen veSultaniye, Karaburunî olarak adlandırılan üzümler, Osmanlı Devleti sarayında bile aranan çok kaliteli üzümlerdir. Yine 35-40 yıl öncesine kadar çekirdeksiz (Sultaniye) ve Razaki üzümlerimiz yaş olarak frigorifik kamyonlarla Avrupa’ya ihraç edilmekteydi. Ayrıca en kaliteli şaraplık üzümler de yine İlçemiz ve köylerinde yetişmekteydi. Ancak günümüzde gençlerin Karaburun’ dan göç etmeleri nedeniyle üzüm bağlarının miktarı oldukça azalmıştır.

Yörenin dağlık olması nedeniyle halkın bir kısmı hayvancılıkla uğraşmaktadır. Özellikle küçük baş hayvanlar çoğunluktadır. Süt ürünleri arasında da Karaburun’a özgü ürünler vardır. Örneğin, kopanisti peynir, kelle peyniri, deri tulum peyniri ve höşmerim (sündürme) gibi. Sütün önemli bir bölümü Karaburun dışından gelen tüccarlar tarafından çok ucuz fiyata alınmaktadır. İlçemize kurulacak bir “Süt İşleme Tesisi” sayesinde hem halkımızın ürettiği süt değerlendirilmiş olacak, hem de yukarıda belirtilen süt ürünleri Karaburun markasıyla piyasaya sunulabilecektir.

 Balıkçılık,  üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımada olması nedeniyle Karaburun halkının geçim kaynakları arasında yer almaktadır. Yörenin en tanınmış balıkları  kefal ve barbundur. Ancak Karadeniz’den gelen büyük tonajlı ve avlama kapasitesi yüksek tekneler yüzünden (bu teknelerden bazıları kaçak olarak kıyıya çok yakın avlandığından), amatör olarak avlanan bölge balıkçısı mağdur durumdadır.

 Karaburun’da muhtemelen 1930’lu yıllarda başladığı söylenen arıcılık da köylerimizde bazı aileler için önemli bir geçim kaynağıdır. Özel aroması nedeniyle çok sevilen ve aranan Karaburun balı, bunun değerini bilenler tarafından bizzat köylere gidilerek satın alınmaktadır.

 Genç hanımlarımızın büyük çoğunluğu el sanatlarımızı bilme-mekte, bilenler de unutmakta ya da yaşlanıp hayata veda etmektedir. Bu sanatları günümüzde de yaşatmak için Karaburun ve köylerinde yaşlı hanımlarımızın nezaretinde ve Halk Eğitim Merkezi’mizin önderliğinde tel kırma, kumaş ve ahşap boyama kursları açılmaktadır. Bu kurslarda üretilen el emeği-göz nuru sanat eserleri Karaburun merkezinde Yerel ürün satış yerinde satışa sunulmaktadır. Böylece hem eski el sanatlarımız yok olmaktan kurtulmakta, hem de evde oturan ve üretime katkı sağlayamayan ev hanımlarımıza da ekonomik girdi sağlamaktadır.

 İlçemize yapılması düşünülen ve 10-15 yıldan beri altyapı çalışmaları devam eden 300 yat kapasiteli yat limanı da şu anda ihale aşamasındadır. Limanın yapımı gerçekleştiği takdirde hem yöre halkımıza iş olanağı sağlanacak, hem de tarım ürünlerimiz yerinde değerlendirilmiş olacaktır.

We use cookies to improve our website. Cookies used for the essential operation of this site have already been set. For more information visit our Cookie policy. I accept cookies from this site. Agree